Aşil Sendromu ve İş Dünyasındaki Yetkinlik Korkularımız

Posted by Haydar Kocak on 08/01/2012

Haydar KOÇAK

Posted by  on 08/01/2012

Farkındayız, oyunu kuralına göre oynadığımızda biraz da cesaretle görevlere talip olduğumuzda bir anda kendimizi huzursuz hissettigimiz bir terfi ve  gergin bir ortamın içinde bulabiliriz. Aşil sendromu bizi kemirmeye başlamıştır.

Aşil Sendromu, özel olarak başarılı görününen, ama kendini başarısız kabul eden insanları betimler.

Kendimizle başbaşa kaldığımızda, kendimizi ve işletmemizi değerlendirdiğimizde zayıf noktalarımızın farkındayızdır ortaya çıkmasından ölesiye korkarız. “Aşil Sendrom”lu kişiler başkalarınca çok yetkin ve başarılı bulunan insanlardır; ama bu kişiler kendilerine başkaları kadar güven duymazlar. Kendilerini başkalarının gördüğünden daha zayıf hissederler,bunun için daha çok çalışıp, daha çok enerji harcarlar; bu nedenledir ki gerginlik yaşarlar.

Böyle hissediyorsanız, kesinlikle yalnız değilsiniz. İş dünyasında karşılaştığınız hemen hemen herkes aynı gerginlik içinde olduğundan emin olabilirsiniz. Elbette bu sevinilecek bir durum değil, ama karamsarlık içinde kendimizi kaptırmamız gereken bir durumda değildir.

Öncelikle Aşili tanıyalım:

Aşil

Akhilleus (Grekçe: Ἀχιλλεύς Akhileus, Fransızca: Achille Aşil) ölümlü bir baba olan Peleus ile bir tanrıça olan Thetis’in oğlu olan yarı tanrıdır. Dünyanın en büyük savaşçısı kabul edilir. Annesi Thetis oğlunu ölümsüzlük nehri Styx’de yıkarken elini suya değdirmemesi öğütlendiği için, onu sol topuğundan tutup suya batırmıştır. Yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır. Efsaneye göre, öleceğini bildiği halde Helen’i geri almak için yapılan ve en büyük savaş kabul edilen Truva Savaşı’na adının sonsuza kadar anılması için katılmış ve Truvalı prens Paris tarafından tesadüfen, sol topuğundan zehirli okla vurularak ölmüştür. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Akhilleus)

Yetkin insanlar genellikle performansın genel standardının ne olması gerektiğini ve bu standardı ne şekilde tutturamayacaklarını bilirler. İşlerin nasıl olması gerektiğini, neler olabileceğini ve standardı yakalamak için ne yapacakları hakkında bir görüşe sahip olacak kadar yetkindirler.

İş dünyasının hızlı değişimi ve yeni trendleri takip etmek neredeyse imkansız hale gelmektedir. Üzerine çok düşünmeden kavramları öğrenme ve bu kavramları hızla çevrenize,  şirketinize ya da müşterilerinize satma çabası; sonrasında başka kavramı öğrenme onu da güncel olma adına yeniden satma çabası “sözdeyetkinlik” hissini ortaya çıkarmaktadır ve bu da artan gerilim içinde “Aşil Sendromu” ile başbaşa kalmamıza neden olmaktadır.

Bazı gerçekleri kabul etmek yada yüzleşmek zor olabilir, endişelenmeyin

Mitolojik kurguya göre sırrı gizli kaldığı sürece Aşil ölüme karşı güvence altında  ve kendini mükemmellik alanında, yani savaşta yenilmez olduğuna emindir. Aşil bu şekilde ölümsüz “geçinmektedir”. Aşil arketipi ile tam bir özdeşleşme insanları sahte kahramanlar yapar ve insanlar en iyi tepkiyi kullanarak yada kendilerini daha etkili şekillerde koruyarak bu tuzaktan kurtulmayı öğrenemezler.

Aşil Sendromu  sadece “sahte kahraman” üretmekle kalmaz, kendine güvensizlik ve mükemmelliyetçilik beklentisi bu gerçek kahraman potansiyelinin gelmesi gereken  yerleri ya da mevkileri çoğunlukla sahte kahramanlara bırakabilmektedir. Konuya hakim oldukları halde daha az yetkin olanların onların yerine konuşmalarına çoğunlukla tanık olunmuştur.

Kökenlere indiğimizde anne babanın çocuklarından beklentilerini, doğal gelişen sevgilerini bile çocuklarına “başarı” karşılığında verdiklerini düşündüğümüzde çocukların doğal hakkı olan sevgiyi almak için ileride sözde yetkinliğe yok açacak rol oynamanın başlangıcıdır. Sonrasında anne ve babanın yerine patronlar yer almakta ve benzer tutumlarımıza devam edilmekte. Bir yöneticinin aşağıda söyledikleri manidardır:

“Çocukken annemle babam bana yetişkin gibi davranırlardı. Beni göklere çıkarırlardı, ama sonra oyun oynama ve aptalca davranma şansını kaybettim. Her zaman başarmam gerekiyordu. Onların övgülerinin zülmünü hissediyordum. Sonradan pekçok açıdan sıradan olduğunu kabul etmek berbat birşey”

Bu baskıdan sonra çocuk büyünce , iş hayatındaki ebeveynler olan patronlarının ve yöneticilerin beklenti ya da performans yaklaşımlarıyla karşılaştıktan sonra , ana tema aynı da olsa, beyanatı aşağıdaki gibi olacaktır:

“Gelecekte veya birkaç ay sonra nasıl bir işimiz olacağını bilemiyoruz. Liderlik yok gibi görünüyor. Bize başarılması olanaksız görevler veriliyor. Hedeflerimiz yükseltiyor, kaynaklarımız azaltılıyor, işveren beklentileri çoğalıyor gibi görünüyor ve bizde bizden elde edilemeyecek şeyler beklendiği için kendimizi deli gibi hissediyoruz”

Pavlov deneylerinde olduğu gibi. Başta oval ve daireyi ayırdıklarında ödüllendirilen köpekler, daire ovale, oval daireye dönüştürülmeye başladığında, ayırt etmenin imkansızlığına yakınlaştırıldığında sonunda delirmeleri doğru örnekleme olabilir.

Sirketlerin hedef belirlemeleri, çalışmalarının da hedef belirlemelerine yol açar.

İş hayatındaki bu durum ancak örgütünüzün belirledigi hedef ve amaçların neler olduğu, bu hedeflere çalışanların ne kadar inandığı yoksa sadece patronlarına ayak uydurmak ve onları yatıştırmak için kurallara uymakla yetinip yetinmemekle doğrudan ilişkilidir. Size düşen görev örgüt becelerilerini sıralamak, hangilerinin gerçek hangilerinin sözdeyetkin olduğunu belirlemektir. İş yerinde ne kadar rahat olduğunuzda önemlidir.

Kişisel anlamda öncelikle tanı konmakta başlayıp, size sorulmasından korktuğunuz soruları, sizi en çok korkutan durumları belirlemek iyi bir başlangıç görünüyor. Arkadaşlarınızdan ve rakiplerinizden yorum almak, en önemlisi sözdeyetkin olduğunuzu düşündüğünüz alanın öğrenme sürecinde neyi atlamış olduğunuzu anlamanız sonrası için iyi bir adım olacaktır.

Bu durumu aşmak için detaylı yönergeleri burada tartışmayacağız, bu konuda sağlam kaynak olarak  Petruska Clarkson’ nun ” Aşil Sendromu” isimli kitabınını önerilebilinir.

Bu yaklaşımı bireyden şirkete taşıyabiliriz. Her şirket kendi aşil sendromunu hissedeceği bir noktası vardır. Amacımız bu durumu gözünüze sokup, moralinizi bozmak değil; aksine bunun genel bir sorun olduğu ve bununla barışıp yalnış yürüyen sarmalı bir noktadan kurtarmaktır.Bu konuda sendromunu kabul etmiş bir yönetici:

“Engelleri gittikçe yükseltiyordum. Geçen sene engelin üzerinden atlayamadım – görülmeye değer bir düşüş yaşadım. Geriye baktığımda en çok hissettiğim şey rahatlama; o engeli aşsaydım, henüz hazır olmadığım bir terfi alacaktım.”

Ebeveynlerin bizlerde başlattığı “süper insan” olma misyonunu bırakıp, sırtımıza yükledikleri ağırlığı atıp bundan sonraki adımlarımızı ve kararlarımızı sakın birşekilde planlamalıyız. Mevcut durumu kabullenmeli, eksik oldugumuz konular üzerine gitmeliyiz. Temeli sağlam yürüş her zaman bizi hedefine ulaştıracaktır.